İnsanoğlu en eski çağlardan beri boğazına bir şeyler sarıp takmaktadır. Bunu ilk zamanlar boğazını üşütmemek için yapıyordu. Hastalıklara karşı korunmak için boğazını sarıyordu. Yine tarlada bahçede iş başında iken , terlediğinde yüzünü ve terini silmek için boynuna bağlanmış bez bulundururdu insanlar.
İşte günümüzde ki kravatların atası bu bez parçasıdır. Yani boyuna takılan bu bez parçası aslında işçilerin ve çiftçilerin sembolü idi. Şimdi kravatlar her yerde boğazımızı sıkıyor. İki yakamızı bir araya getiriyor. Memur olmanın veya kurumsal ortamlarda bulunmanın olmazsa olmaz kıyafeti oldu kravatlar. Her ne kadar bu kadınlar için söz konusu olmasa da.
1660 yılında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu sınırları içinde olan Hırvatistan’dan (Croatia) bir alay asker Paris’e götürülüp, kralın huzuruna çıkarılmışlardı. Bu askerler boğazlarına renkli mendiller takmışlardı. Bu mendiller Romalılar devrinde hatiplerin, ses tellerini sıcak tutmak için boğazlarına sardıkları mendillere benziyordu. Kral çok beğendi ve kendisi için,krallık kravatları takan bir alay kurdu. Kravat kelimesi de Hırvat anlamındaki ‘Croat’tan türedi.
O günden sonra kendini özel, farklı ve centilmen görenler, boğazlarına kravat sarmayı tercih ettiler.
Kravat çeşitli şekillerde yüzyıllarca yerini korudu, yüzden fazla değişik bağlama şekli geliştirildi. Bağlama şekilleri üzerine kitaplar yazıldı. 1960 gençliğinin düzene baş kaldırması sırasında biraz gözden düştü ama 1970′li yıllardan başlayarak popülaritesi yine arttı.
Tabii ki patronlar kravat takınca çalışanlara da başka seçenek kalmıyordu.






11:24
Kravat baglamak ögrendikten sonra baya kolay aslında